Kayıtlar

Doğala dönüş...

Resim
Bundan binlerce yıl önce yerleşik hayata geçti insanlar. Evler yaptık, evlerimizin bahçesini çitle çevirip "bu alan bana ait" dedik. Kimseyi sokmadık alanımıza. Bir dizi güvenlik ihtiyacı doğdu haliyle. Onun için de silahlandık, silahlandık, silahlandık. Hayvanlar evcilleştirdik. Bir süre sonra,  avımızın peşinde koşmaya da gerek kalmadı. Ahırda büyütüp bahçede kesip yedik. Sebze türlerini geliştirdik. Et ve sebzeleri harmanladık, muazzam lezzetler elde ettik. Ürettik, ürünlerin fazlasını, üretemediğimiz şeyleri almak için kullandık. Takas yaptık yani. Sonra herifin biri çıktı dedi ki; "bakın bu elimdeki şeyin adı para. Ticareti bununla yapacağız." Hepimiz para kazanmak için çalışmaya başladık. Daha fazla para, daha büyük ev, daha fazla eşya için,  o zamanında etrafını çevirdiğimiz bahçeleri sattık ve şehirler bulduk kendimize. Üstüste dizilmiş kutu gibi, biçimsiz, soğuk ve donuk binalara doluştuk. Ülkeler kurduk, bahçemizmiş gibi parselledik dünyayı. Çevird...

Konuşmayan bir ben kalmıştım :)

Resim
Evet, ÖSYM'nin müthiş benzersiz uygulamalarından biri olan YGS, yani Yüksekögretime Geçiş Sınavı 12 Mart tarihinde oldu ve bitti. Herkes konuştu, herkes yazdı, çizdi. Ortalık sakinleştiğine göre sıra bana geldi artık sanırım. ÝGS'ye bu sene ben de girdim. Hem de liseden mezun olduktan 10 yıl sonra :) Aslında YGS'ye girmek, geçen seneden planladığım bir aksiyondu. Adam gibi bir bölümle eğitim serüvenimi taçlandırayım diyordum. Ama bu kararı verdikten sonra ne yazık ki ders çalışmadım. İş güç koşturmacası bir yana, ders çalışma alışkanlığım yok benim. Eğitim hayatım boyunca dersi derste dinledim, evde ödev dahi yapmadım. Bu nedenle nasıl ders çalışılır bilmiyorum 😂😂 Yine de fena değildi sanki. Neyse, gelelim sınav gününe. Kırtasiye seti fena değildi, sadece silgi berbattı. Polisler ve sınav gözetmenleri bu sene çok tatlış denk geldi. 2010 yada 2011 miydi, sınava girerken öyle bir taciz edildim ki, arama süsü vermeleri beyhudeydi. Soyunayım uzanayım gel diyecektim di...

Yuppii (!) Bahar Yorgunluğu

Resim
Bu aralar üzerimde önlenemez bir yorgunluk hali var. Hani bazen işler istediğiniz gibi gitmez de hayat üstünüze üstünüze gelir. Ardından güzel bir depresyon, hooppp günlerce uyku... Yok yok bu sefer ondan değil. Mevsim geçişinden olduğuna kanaat getirdim. Malum, kan değişiyor, vücut dengesizleşiyor. Öyle büyük bir yorgunluk hissi ki, kalem oynatmak bir yana, klavye göresim yok. Ama yazmadan da durulmuyor. Bir gün bile yazı yazmasam eğer, cümle kurmayı unutacağım sanki, öyle de bir panik havası var beynimde... Neyse, makale işleri, Hayalet Yazarlık falan bu aralar çok hırpalamıyor en azından. Sadece kendim için, kendi istediğim konuda yazabileceğim bir döneme girdim. Bu fırsatı iyi değerlendirmek lazım. Erinmesem, YGS'den falan bahsedecektim bugün. Yarın artık... Bahar yorgunluğuna en iyi gelen şey dinlenmek bence. Yoruldun mu dinleneceksin hocam. Salt bedenini değil, ruhunu dinleyeceksin, kalbini dinleyeceksin... Bol bol okuyup besleneceksin ki yeni mevsime kolay adapte olab...

Gökyüzünden düş'tü bir Hayal(et)...

Resim
Sadece yürüyordu Hayalet. Günlerdir aralıksız yürüyordu ve düşünüyordu. Yola çıktığından beri nasıl garip bir dünya ile karşılaşmıştı böyle. Hayatın kendisi, hayat diye bildiği o kitaplardan ve hikayelerden ne kadar da farklıydı. Hayat gibi insanlar da farklıydı. Çok yürüdü,çok gördü Hayalet. Gördükçe şaşırdı, şaşırdıkça yürümeye devam etti ve yoruldu. Kalabalıklar gördü, garip kalabalıklar…Birbirine benzemeyen ama aslında tıpatıp benzeyen insanlar…Farklı yönlere ama aslında aynı yöne doğru koşturup duran çıldırmış insanlar…Gözlerinden ışıltılar saçanlar, her yere öfkesini kusanlar, kahkahaları sokaklarda çınlayanlar, uzunlar, kısalar, çocuklar, ihtiyarlar, zenginler, yoksullar, hırsızlar, düşkünler, dilenciler… Çeşit çeşit insanlar,çeşit çeşit hayatlar… Hayatlar bambaşkaydı ama tek bir ortak noktaları vardı. Herkes sadece kendi hayatını umursuyordu. Etraflarında başka kimse yokmuş gibi yaşayan bu insan kalabalığı, güneşin doğuşu ile birlikte bir yöne, güneş batarken ise...

Almıla - Grup Orhun

Resim
Bazı şarkıların insan üzerinde garip etkileri vardır. Kişiden kişiye değişir elbette bu durum. Yani her şarkı her insan üzerinde aynı etkiyi bırakmaz. Alttaki şarkı da benim yol şarkım:)  Nedenini bilmiyorum ama ne zaman başımı cama yaslayıp bu şarkıyı açsam, dışarıda zamanın yavaşladığını hissediyorum...  Kazayla bir rüzgar esse, bütün dekor değişiyor, şehir yok olup yerini bozkıra bırakıyor... --- EDIT: 2 saniye sonra yüzümün yanında beliren bir el "iki kişi uzatır mısınız?" der demez hoopp bozkır gitti :)) Senin neyine hayal kurmak. Git işine para kazan hadi bakim...

Hayalet Yazar ne ola ki?

Resim
Şimdi sizin kafanızda iki soru var; 1- Hayalet Yazar nedir? 2- Ne yapar? Öhömm.. Cem Yılmaz'dan esinlenerek yaptığım bu berbat girişin ardından, klavyemin döndüğünce anlatayım en iyisi  smile ifade simgesi Hayalet Yazar, bir takma addan ziyade bir meslektir. Valla bak. Gerçi benim "hayalet"liğin başlangıcı farklı oldu da konumuz bu değil. Neyse, farz edelim ki bir blogunuz var, web siteniz var, bir gazetede yazıyorsunuz. Yada kendinizce çok önemli bir hikayeniz var ve bu hikayeyi kitap yada senaryo haline getirmek istiyorsunuz. Belki de belirli aralıklarla basın açıklaması yapmak zorunda olan birisiniz. Iyi güzel de, belki yeteneğiniz yok, belki de çok yetenekli bir yazar olabilirsiniz ama vaktiniz elverişli değil. Tam bu noktada devreye giren şahısa, Hayalet Yazar deniyor. O yazıyor, altında sizin imzanız oluyor. Bunu da sadece ikiniz biliyorsunuz :D Olay bundan ibaret.